Korkular çocukluğun ayrılmaz bir parçasıdır ve çoğu yaşla birlikte kendiliğinden geçer. Üç yaşında köpek havlamasından, yedi yaşında gece odadaki gölgelerden, on dört yaşında ise sınıfın önünde kızarmaktan çekinmek bu gelişimin olağan duraklarıdır. Sorun, korkunun yaşıtlarına göre çok büyük olması, mevsimler boyunca sürmesi ve çocuğun dünyasını daraltmasıyla başlar: uyku bozulur, okul sabahları savaşa döner, arkadaş davetleri reddedilir. Kaygı bozuklukları çocuk ve ergenlerde en sık rastlanan ruhsal sorunlardır ve büyük çoğunluğu tedaviye çok iyi yanıt verir. Aşağıda anne babaların bize en sık yönelttiği soruları ve cevaplarını topladık.
“Çocuğumun korkuları normal mi?”
Bir korkunun olağan mı yoksa endişe verici mi olduğunu anlamak için birkaç soruya bakarız: Korku, çocuğun yaşındaki diğer çocuklara göre belirgin biçimde yoğun mu? Aylardır sürüyor mu? Çocuk bu korku yüzünden yapmak istediği şeylerden, örneğin doğum günlerine gitmekten, yatıya kalmaktan ya da okul gezisine katılmaktan vazgeçiyor mu? Ailenin günlük düzeni bu korkuya göre değişmeye başladı mı? Bu sorulardan birkaçına "evet" cevabı veriyorsanız bir değerlendirme yararlı olur.
“Her sabah karnı ağrıyor, neden?”
Çocuklar kaygılarını çoğu zaman sözcüklerle değil bedenleriyle anlatır. Okul sabahları başlayan, hafta sonları kaybolan karın ağrıları, bulantı ve baş ağrıları kaygının en sık işaretlerindendir. Bu yakınmalar uydurma değildir; çocuk gerçekten acı hisseder. Önce bedensel bir neden olup olmadığına çocuk doktoru tarafından bakılması gerekir. Bedensel bir neden bulunamazsa, ağrının kaygıyla bağlantısı birlikte ele alınır.

“Okula gitmek istemiyor, zorlamalı mıyım?”
Okula gitmeyi reddetmenin arkasında ayrılık kaygısı, sınıfta konuşma korkusu, arkadaşlık sorunları, zorbalık ya da bir öğretmenle yaşanan olumsuz bir deneyim olabilir. Çocuğu evde tutmak o sabahı kolaylaştırır, ama ertesi gün okula dönüşü daha da zorlaştırır. Bu nedenle hem nedeni anlamak hem de okula dönüşü küçük adımlarla planlamak gerekir. Öğretmen ve okul rehberlik servisiyle birlikte hazırlanan bir dönüş planı, bu süreci çok kolaylaştırır.
“Utangaçlık mı, sosyal kaygı mı?”
Utangaç çocuklar yeni ortamlarda önce çekingen davranır, ama zamanla ısınır ve arkadaş edinir. Sosyal kaygıda ise başkalarının onu yargılayacağı ve rezil olacağı korkusu çok yoğundur; çocuk sınıfta söz almaktan, telefonla konuşmaktan, kantinden bir şey almaktan, hatta okul tuvaletini kullanmaktan kaçınabilir. Bazı çocuklar evde rahatça konuşurken okulda ya da yabancıların yanında hiç konuşmaz; buna seçici konuşmazlık denir ve erken ele alınması önemlidir.
“Kaygı nasıl tedavi edilir?”
Çocuk ve ergenlerde kaygı tedavisinin ilk adımı, yaşa uyarlanmış bilişsel davranışçı terapidir. İlk iş, kaygı geldiğinde bedende ne olduğunu birlikte keşfetmektir: kalbin hızlanması, ellerin terlemesi, midenin kasılması; küçük çocuklar kaygılarına "korku canavarı" gibi bir ad verip resmini çizebilir. Ardından kaygılı düşüncelere "cesur cevaplar" bulunur. Tedavinin kalbi ise korkuyla, çocuğun taşıyabileceği büyüklükte parçalar hâlinde yüz yüze gelmektir: Kafede kendi siparişini vermek, sınıfta tek bir soru sormak, arkadaşına yatıya bir gece kalmak gibi. Her cesaret adımı takdir edilir.
“İlaç gerekir mi?”
Çoğu çocukta terapi tek başına yeterlidir. Kaygı çok ağırsa, çocuk haftalardır okula gidemiyorsa ya da düzenli terapiye rağmen yeterli ilerleme olmadıysa ilaç tedavisi düşünülebilir. Çocuklarda bu ilaçlara en düşük dozla başlanır, yavaşça ayarlanır ve düzenli kontrollerle izlenir. İlaç her zaman terapiyle birlikte kullanılır.
“Gece yalnız uyuyamıyor, ne yapalım?”
Yatma saati, kaygılı çocukların en zorlandığı anlardandır; gün boyu bastırılan endişeler karanlıkta büyür. Her akşam aynı sırayla ilerleyen sakin bir rutin, yatmadan önce kısa bir "dert kutusu" zamanı, yani endişeleri bir kâğıda yazıp ya da çizip bir kutuya koymak ve çocuğun kendi yatağına adım adım geçişini destekleyen bir plan işe yarar. Anne ya da babanın önce yatağın kenarında, sonra kapının yanında, sonra odanın dışında beklemesi gibi küçük adımlar, birkaç hafta içinde büyük fark yaratır.
“Ben nasıl davranmalıyım?”
Kaygılı bir çocuğun anne babası, onu korumak için korktuğu her durumu ortadan kaldırmaya çalışabilir: sürekli güvence vermek, onun yerine konuşmak, korktuğu yerlere hiç götürmemek. Bunlar o an rahatlatır ama kaygıyı uzun vadede güçlendirir. Daha yararlı olan, çocuğun duygusunu kabul edip ona güvendiğinizi göstermektir: "Korktuğunu biliyorum. Yine de deneyebileceğine inanıyorum, ben yanındayım." Küçük cesaret adımlarını övmek, kendi kaygınızı fark edip sakin bir örnek olmak da çok değerlidir.
Sık sorulanlar
Kaygılı çocuklar büyüyünce de kaygılı mı olur?
Şart değil. Küçük yaşta kaygıyla baş etmeyi öğrenen çocuklar, bu becerileri ilerideki sınavlarda, iş görüşmelerinde ve ilişkilerde de kullanır. Kendi hâline bırakılan kaygı ise ergenlikte çökkünlüğe zemin hazırlayabilir.
Kaygılı çocuğa ödül vermek doğru mu?
Cesaret adımlarını küçük ödüllerle desteklemek işe yarar; ödülün maddi olması gerekmez, birlikte oynanan bir oyun ya da sevdiği bir yemek de yeterlidir.
Terapi kaç seans sürer?
Genellikle üç ile beş ay arasında, haftalık görüşmelerle anlamlı bir değişim görülür; arada anne babayla da ayrıca buluşulur.
Haberleri çocuğumun yanında izlemeli miyiz?
Afet, kaza ya da savaş görüntüleri kaygılı çocukların zihnine kolayca yerleşir. Televizyonu çocuk yattıktan sonra açmak, sorduğu sorulara ise kısa ve güven veren cevaplar vermek daha doğrudur.










